Suriye’de nasıl bir anayasa?

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz. (Küresel Perspektif_15 (11.04.2018)

Suriye’de nasıl bir anayasa?

               Suriye’de nasıl bir anayasa?

   Savaşların durmamasının nedenlerinden biri savaş sonrası üzerinde uzlaşamamaktır. Savaş sonrası üzerine daha fazla odaklanmak savaşları bitirebilecek önemli yollardan biridir.

Bugünlerde medyada Rusya’nın Suriye için bir anayasa taslağı hazırladığı, bu taslağın Amerikalılarla müzakere edildiği haberleri yer alıyor. Suriye’nin geleceğini, görünürde birbirine karşıt sadece bu iki gücün belirlemesi bölge ülkelerinin ve insanlarının menfaatine olmayacaktır. Küresel aktörlerin çıkarları doğrultusunda, kendilerine daha fazla müdahale hakkı verebilecek bir anayasayla bölgemize istikrar gelebilir mi? Bu nedenle bölge ülkelerinin, düşünce kuruluşlarının, entelektüellerin, savaş kadar sonrasını da yoğun bir biçimde gündemlerine almaları gerekir.

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz.

İçerisinde yer aldığı toplumun tarihinden, kültüründen, inançlarından, değerlerinden ve yaşanmışlıklarından bağımsız olarak hazırlanan bir anayasanın o topluma huzur getirebilmesi düşünülemez. Sorunları çözemez. Bu perspektiften aşağıda Suriye için önerilen temel anayasa ilkeleri, benzer toplumlar için de geçerli olabilecek ilkelerdir.

Yönetilebilir bir ülke tasarımıya da çoğunluğun iktidarını sağlayacak bir anayasa: Ortadoğu’daki rejimlere bakıldığında, bu rejimlerin en büyük sorunu, çoğunlukla milletine dayanmaması, milletinden güç almamasıdır. Kendi milletine dayanmayan ve ondan güç almayan rejimler varlıklarını sürdürebilmek için, kendi halklarına karşı, içerde daha fazla askeri ve polisiye unsurlara, dışarda ise daha fazla küresel güçlere ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle bir anayasa milletinden güç alan ve bu çerçevede çoğunluğun iktidarını sağlayan bir anayasa olmalıdır. Bir toplum, çoğunluğun iradesini ortadan kaldırmayan bir anayasa ile ancak devletine ve kurumlarına sahip çıkabilir. Bir ülke ancak böylelikle içerde ve dışarda güçlü olabilir.

El değiştirebilmesi için iktidar süresinin sınırlandığı bir anayasa: Ortadoğu rejimlerini ve dolayısı ile ülkelerini güçsüz kılan unsurlardan biri iktidarların meşru bir biçimde el değiştirememesidir. İktidara gelen liderlerin, kralların, emirlerin ömür boyu iktidarda kalmalarıdır. Bu durum bu tür ülkelerdeki birçok sorunun kaynağıdır. Öncelikle bu durumda iktidarlar toplumsal meşruiyetlerini kaybetmektedirler. Rejimler kendi toplumlarından güç almadıkları için daha fazla dış destekle ayakta kalmaktadırlar. Ülkelerinde iktidarı değiştirmek isteyen muhalefetler de, bu durum meşru görülmediği için, daha fazla küresel güçlerin desteğine ihtiyaç duymaktadırlar. Bu tür durumların oluşmaması, iktidar ve muhalefetin sadece kendi toplumuna hesap verebilmesi, oradan güç alması için iktidar süresi mutlaka sınırlandırılmalıdır. İki dönemle sınırlandırılmış, maksimum on yıllık bir iktidar süresi Ortadoğu’daki meşruiyet, toplumsal barış, dış güçlere değil millete dayanma gibi pek çok sorunu çözecektir.

Farklılıkların korunduğu, çoğulcu bir anayasa: Anayasa bir ülkede çoğunluğun iktidarını sağlarken, azınlıktaki görüşlerin, inançların, düşüncelerin mutlak bir biçimde korunduğu bir anayasa olmalıdır. Temel hak ve özgürlükler azınlık-çoğunluk meselesi olamaz.

Üniter devlete dayanan bir anayasa: Suriye’de özerk bir yapı, istikrar getirmeyecektir. Irak ve İspanya bu durumun somut örneğidir. Özerk bölgelere ayrılmış bir Suriye’de, bir taraftan bu bölgeler daha fazla özerklik çabası içinde olacak, diğer taraftan dış güçler bu nedenle sürekli o ülkedeki sorunlara müdahil olacaklardır. Özerk yapı, ülke içindeki farklı kesimler arasındaki güvensizliği de sürekli tetikleyeceğinden iç barış ve huzura katkı sağlamayacaktır. Savaşı durduracaksa özerk bir yapı da elbette değerlidir. Ama kalıcı barışı sağlamak, farklılıkların korunduğu, temel hak ve özgürlüklerin garanti altına alındığı, yerel yönetimlerin güçlendirildiği bir üniter yapı ile daha fazla mümkündür.

Temsilde adalet, yönetimde istikrar, yürütmede tek başlılık sağlayan bir anayasa: Anayasa, bir taraftan toplumdaki farklı görüşlerin parlamentoya yansımasını sağlarken, aynı zamanda yönetilebilir bir ülke için, yeterince güçlü bir iktidarı da mümkün kılmalıdır. Suriye’de başkanlık ya da parlamenter sistem olabilir. Parlamenter sistem olacaksa, Cumhurbaşkanının yetkileri sembolik ve temsili olmalıdır. Başbakan ve Cumhurbaşkanının ikisinin de güçlü olduğu bir sistemde, ülke yönetilemez hale gelebilir. Bu durumda, dış aktörler, tarafları birbirlerine karşı kullanabilir, ülke yönetimlerine daha fazla müdahil olabilirler.

Toplumsal değerlere duyarlı bir anayasa: Ortadoğu’daki en önemli toplumsal değer dindir. Din-devlet ilişkilerinin belirlenmesinde, uygulamadan bağımsız olarak tek başına kavramlar bize bir çözüm getirmeyebilir. Laik batılı ülkelerin 1. ve 2. Dünya savaşında insanlık için yol açtığı sıkıntılar, laik görülebilecek Saddam ve Kaddafi yönetimleri ile Şeriatla yönetildiğini iddia eden bazı Arap ülkelerinin diktatörlükleri ortadadır. Bu konuda, her ülkenin din-devlet ilişkilerine kendi tarihi tecrübelerine göre karar vermesi en uygun olanıdır. Ortadoğu ülkeleri açısından İslam tarihi ve Osmanlı uygulaması özgürlükçü ve çoğulcu bir din devlet ilişkisi için fazlasıyla tecrübe sunmaktadır. Suriye açısından yanlış olan, nasıl tanımlanırsa tanımlansın, dini değerleri görmezden gelen, hatta dine karşı konumlanabilecek bir anayasadır. Böyle bir anayasa ile devlet toplumsal meşruiyetini ve saygınlığını kaybedecektir. Bu durumda yine milletinden güç almayan bir yönetimle karşı karşıya kalınacaktır ki Ortadoğu rejimlerinin bugünkü haline yeniden dönülmüş olacaktır.

Anayasa dinin yorumlanmasında da çoğulculuğa imkan tanımalıdır. İran ve Suudi Arabistan’da olduğu gibi tek bir dini yoruma dayanmamalıdır.

Kollektif kimlikler değil, birey temelli bir anayasa: Ortadoğu, farklı dinlerin, ırkların, mezheplerin, ideolojilerin, aşiretlerin yoğun olduğu bir coğrafyadır. Böyle bir coğrafyada anayasanın kollektif kimliklere dayalı olarak hazırlanması, Bosna Hersek örneğinde görüldüğü gibi, siyasal sistemi işleyemez hale getirir. Anayasayı sabit kollektif kimlikler üzerinden hazırlamak hayatı donduran bir yaklaşımdır. Bu nedenlerle anayasa birey temelli olmalıdır. Bireyler elbette kollektif kimliklerinin gerekleri doğrultusunda her türlü örgütlenmeyi ve çalışmayı yapabilirler.

Hiçbir savaş sonsuza kadar sürmez. Savaş sırasında ne kadar güçlü olursa olsun, savaş sonrasına hazırlık yapmayan aktörler masada kaybetmeye mahkumdurlar. Savaş sonrasında yanlış kurulacak bir Suriye, bölgemizde istikrarsızlığı kalıcı hale getirebilir. Bu nedenle savaş sonrası barışın, huzurun, istikrarın sağlandığı bir Suriye ve bölgemiz için anayasa da dahil, şimdiden çok yönlü çalışmalar yapılmalıdır. Değilse savaş sonrasında kazananlar yine küresel aktörler olur!



Әlaqәli Xәbәrlәr